21. yüzyılın ilk çeyreği; krizler, bölgesel savaşlar, ekonomik dalgalanmalar ve 2020 yılında etkisini sert biçimde hissettiren pandemi gibi kaotik süreçlerle şekillenmiştir. Bu gelişmelerin ışığında, dünya ülkeleri ve Türkiye’yi gelecekte nasıl bir dönem beklemektedir? Gelecekte nelerin olması muhtemeldir? Bu soruları değerlendirmek yerinde olacaktır.
21. yüzyılda kavramları, değer yargıları ve paradigmalarıyla yepyeni bir dünya düzeni kurulmaktadır. Yakın geçmişte yaşanan gelişmeler, bu yeni dünya tasavvurunun ayak seslerini ve doğum sancılarını hissettirmektedir. Devletlerin bakış açıları, savaş konseptleri, sosyolojik yapı, toplumların değer sistemleri ve konjonktür değişmektedir. Hem devletlerin topluma, hem de toplumların devlete bakışı dönüşüme uğramaktadır.
Dünyada kapsamlı bir tasfiye süreci yaşanmakta; yeni anlayışlar, eski kavramları ve direnç unsurlarını ortadan kaldırmaktadır. 20. yüzyılın dili ve kavramları ile bu yüzyıl dizayn edilemeyecektir. Teknolojinin ulaştığı seviye göz önüne alındığında, bu yüzyıl; yeni paradigmalar, dinamikler ve jeopolitik düzenlemelerle şekillenmektedir.
Geçmişte enerji kaynaklarına hâkim olan, teknolojik üstünlüğe sahip ve savaşlarda galip gelen devletler güçlü sayılıyordu. Bugün ise nitelikli insan gücüne, diplomatik kapasiteye ve teknolojik yetkinliğe sahip ülkeler söz sahibidir. 20. yüzyılda koloni toprak demekti, 21. yüzyılda ise koloni insandır.
Türkiye Cumhuriyeti, köklü devlet geleneği ve tarihsel tecrübesiyle bu dönüşüm sürecine uyum sağlama potansiyeline sahiptir. Bugün, 20. yüzyılın ideolojik kalıpları geride bırakılmakta; eski düşünce şemalarıyla bu çağı anlamak yetersiz kalmaktadır. Unutulmamalıdır ki, hayatta yazılı olmayan kurallardan biri, “eski kaybolur, yeni anlam bulur” ilkesidir.
Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırırken riskleri de beraberinde getirmektedir. Yapay zekânın geldiği nokta; suç işleme tekniklerinin değişmesi, dolandırıcılık gibi tehditlerin artması gibi birçok olumsuzluğu da gündeme getirmektedir. Ancak insan doğası aynı kaldıkça, suç da suç olarak kalacaktır. Bugünün eşkıyaları artık dijital suçlular, yani “hackerlar”dır.
21. yüzyılda mevcut yönetim düzeni teknoloji ekseninde yeniden yapılandırılmak zorundadır. Pandemi döneminde tüm dünyada uygulanan sıkı önlemler, küreselci aklın ulus devletlere nasıl yön verdiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu süreç, ulus devletlerin hafızasında derin izler bırakmıştır. Artık devlet yöneticileri, yeni düzene uygun hazırlık süreçlerini önceden planlamalıdır.
Bu hazırlıklar arasında; dünyanın nasıl yönetildiği, devlet dışı aktörlerin kimler olduğu, ezoterik yapılarla ilişkileri, motivasyon kaynakları, hedefleri ve kullandıkları araçların analizi gibi konular yer almalıdır. Ulus devletler, yeni dünya düzenine uygun şekilde kendi yapılarını konsolide etmek zorundadır.
Siber Güvenlik Başkanlığı’nın 2025 yılında Türkiye’de kurulması, bu sürece yönelik atılmış en önemli adımlardandır. Yapay zekâ ve dijitalleşme, kamu, özel sektör, eğitim ve ticaret alanlarında bilinçli ve doğru bir şekilde uygulandığında büyük faydalar sağlayacaktır. Bu süreç, bilinçli bir toplum ve güçlü bir eğitim politikasıyla desteklenmelidir.
TÜİK verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla Türkiye’de e-ticaretin GSYH içindeki payı %6,5 olurken, genel ticaret içindeki payı %19,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler, dijitalleşmenin geldiği noktayı ve potansiyelini açıkça göstermektedir.
ABD’de Trump’ın 2025’teki ikinci döneminde başlattığı yeniden yapılanma süreci, 20. yüzyıldaki hegemon yapının tasfiyesine işaret etmektedir. Amerikan Ulusal Kalkınma Ajansı (USAID) gibi yapılar kapatılarak, ABD’nin ideolojik ihracat politikalarına son verilmiştir. Bu durum, dış destekli darbe girişimlerinin, provokatif hareketlerin artık eskisi gibi yürütülemeyeceği anlamına gelmektedir.
ABD içe kapanmakta, enerjisini kendi meselelerine yöneltmektedir. Bu, küresel çapta bir zihinsel dönüşümün yansımasıdır. Artık dünyada yeni bir oyun kurulmakta, kartlar yeniden dağıtılmaktadır. Avrupa bu tabloda yalnızca bir tüketici pozisyonundadır. Jeopolitik düzeni artık teknoloji belirlemektedir.
Türkiye’de üniversite ve lise düzeyinde yapay zekâ eğitimi verilmesi, yeni meslek alanlarının (örneğin yapay zekâ operatörlüğü) oluşturulması gereklidir. Gelecekte askeri gücün anlamı azalacak, insansız ve düşük maliyetli silah sistemleri daha ön plana çıkacaktır. Yeni düzenin belirleyicisi teknoloji ve diplomasi olacaktır.
ABD artık eski gücünü kaybetmektedir. İç meselelerine odaklanmak zorunda kalan bir Amerika, tek kutuplu dünyanın sonunu getirmiştir. Çok kutuplu dünya düzenine geçiş başlamıştır. 4. Sanayi Devrimi’nin içindeyiz; bu devrim, yönetim, sosyoloji, psikoloji ve ticaret anlayışlarını da yeniden tanımlamaktadır.
Türkiye, savunma sanayiinde son 15-20 yılda yaptığı atılımlarla bölgesinde ve Avrupa’da lider konumuna gelmiştir. İHA/SİHA pazarının %60-65’ine sahip olan Türkiye, çok sayıda ülkenin savunma tedarikçisi konumundadır. Bu başarı, kararlılık ve vizyonla devam ederse Türkiye sadece bölgesel değil, küresel bir aktör haline gelecektir.
Geleceğin nesilleri farklı değerlere, algılara ve beklentilere sahiptir. Sosyolojik değişim hızla devam etmekte, bireyselleşme artmakta ve toplumsal güven zayıflamaktadır. Ulus devletlerin vatandaşlar üzerindeki etkisi azalmaktadır. Bu durum Türkiye için de geçerlidir. Yaşanmakta olan geçiş süreci, 20. yüzyılda kurulan sistemlerin yerine yeni bir yönetim biçiminin inşa edilmek istendiğinin göstergesidir.
Türkiye olarak nerede durduğumuzu ve nereye gitmek istediğimizi iyi analiz etmeliyiz. Mevcut güç, potansiyel ve fırsatları doğru kullanabilirsek Türkiye çok daha iyi bir konuma ulaşacaktır. Türkiye’nin dış politikada ciddi bir sorunu bulunmamaktadır ve karşılaşacağı her sorunun üstesinden gelebilecek güçtedir.
Bugün, dünya diplomasi liginde Türkiye ilk üç ülke arasında yer almaktadır. Arabuluculuk, bağlayıcılık ve kapsayıcı dış politika alanlarında Cumhuriyet tarihinin en etkili dönemini yaşıyoruz. Bu istikrar ve kararlılık bozulmamalı; Anadolu’nun boşluk kabul etmeyeceği gerçeği akılda tutulmalıdır. Türkiye’nin sorunu içeridedir; dış başarıların iç politikaya yansıması artık bir zorunluluktur.
Türkiye, artık en üst ligde yer almayı hak etmektedir. Çünkü barışın ve adaletin anahtarı Türkiye’dedir. Reorganizasyona ihtiyaç duyan Türkiye, kurumsal yapılarında ve toplumu ilgilendiren alanlarda yapacağı reformlarla büyük kazanımlar elde edebilir. Dünya 2025 öncesinde yeni bir yönetim şekline doğru evrilmektedir. Türkiye, bu süreçte kendine özgü modeli geliştirerek yerini sağlamlaştırmalıdır. Önümüzdeki beş yıl, ülkemiz için son derece kritik ve belirleyici olacaktır.
.
ERTUĞRUL DEMİREL
KAYNAKÇA:
https://ticaret.gov.tr/duyurular/turkiyede-e-ticaretin-gorunumu-raporu-yayinlandi-06-05-2025
















Comments are closed