
Tarihimizden ilham alarak geleceğe nasıl bir medeniyet inşa edilebilir? Şehirleşmiş bu modern çağda, çağa uygun medeniyet geleneğimizi, kültürümüzü, geçmişimizden gelen hoşgörü ve bilim anlayışını, adalet ve teşkilatçılığımızı, günümüze bakan yönüyle modernleşme ve kalkınma hamlelerimizi günümüz ihtiyaçlarına uygun bir hâle nasıl getirebiliriz? Geleceğe bakan yönüyle büyük hedefleri olan devletimizin devlet aklı ile aynı kulvarda milletinin fikir ve ruh anlayışını nasıl geliştirebiliriz?
Eğer bizler Mimar Sinan’ın dünya mimarlık tarihinin başyapıtları arasında gösterilen Selimiye Camii gibi bir esere, yabancılar için demir yığını olmaktan öte bir anlam ifade etmeyen Eyfel Kulesi’ni tercih ediyor ve değişiyorsak; ya da her santimetresi paha biçilemez motiflerimiz varken, üzerinde hiçbir anlam ifade etmeyen şekiller ve logolar olan pahalı markaları ve anlamsız sembolleri takıntı derecesinde sahipleniyorsak, fikrî olarak işgal edilmiş olmanın ötesinde farklı bir perspektiften bakacak olursak, Moğol istilası döneminde Anadolu’da düzeni sağlayan, direnişi örgütleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren Ahilik teşkilatının ruhunu günümüz ihtiyaçlarına ve teknolojik imkanlara cevap verecek şekilde tasarlayamazsak, gelecekte kaos ortamı oluşması halinde geçmişteki rolünü ve önemini anlayamamış ve anlatamayacağız demektir. Yine medeniyet ve insan inşa gayretlerimiz saldırıya uğramış ve önlem alınmazsa günden güne büyüyen bir yıkım söz konusu demektir.
Genç nüfusun büyük bir kesimi için oluşan “ev genci” tabiri, bu kadar büyük insan kaynağına sahip bir ülkede ve bu kadar nitelikli ve yetişmiş insana ihtiyacımız olduğu şu zamanda ihmal edemeyeceğimiz konuların en başında gelmektedir. Modern eğitim metotları, dijital platformlar ve somut projeler ile bu gençlere ahde vefa, dürüstlük, cömertlik, yiğitlik, meslek ahlakı ve yardımlaşma gibi değerleri günümüz gençliğine ve topluma yeniden kazandırmak; günümüz ihtiyaçlarına ve teknolojik imkânlara cevap verecek şekilde Ahilik kültürünü modernize edip bu tarz yapıları gerçekçi adımlarla tekrar inşa etmek zorundayız.
Oluşturacağımız dijital platformlarda gençlerin mesleki becerilerini geliştirmesine, girişimcilik ruhlarını pekiştirmesine ve toplumsal sorumluluklarda yer almasına imkan tanımalı, online eğitimler ve rehberlik programları ile desteklemeliyiz. Bu bağlamda her şehirde gençlere yönelik mesleki ve kişisel gelişim merkezleri kurulmalıdır. 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilebileceği bu merkezlerde, geleneksel zanaatlar modern teknolojilerle harmanlanarak eleştirel düşünme, takım çalışması ve problem çözme gibi beceriler de geliştirilebilir. Gönüllülük esaslı yardım ağları kurarak, sosyal sorumluluk projeleri üreten, topluma destek veren bir güç kaynağı halini alabiliriz. Topluma faydalı, erdemli bireyler yetiştirilebiliriz.
Bizi biz yapan değerler ile gerçekten Anadolu’nun şehirleşmiş günümüz çağına uygun değerler çalışmalarını yeniden ele almalıyız. Bir toplumun hedefinin olmayışı, o toplumu hareketsiz ve hayalsiz kılar. Dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy, 25 Mayıs 1961 tarihinde Amerikan Kongresi’ne hitaben yaptığı konuşmada, Birleşik Devletler’in “Bu on yıl bitmeden, Aya bir insan indirme ve onu güvenli bir şekilde Dünyaya geri getirme hedefini gerçekleştirmesi gerektiğini” ifade etti. Hedefe ulaşılması, Kennedy’nin bu iddialı hedefi koymasından yaklaşık sekiz yıl sonra, 20 Temmuz 1969 tarihinde gerçekleşti. Bu tarihi an, tüm dünyada milyonlarca insan tarafından canlı izlendi ve inanılmaz bir teknolojik ve mühendislik başarısı olarak kabul edildi.
Bizi de millet olarak ortak bir büyük hedefimiz olması gerekiyor. Herkesin kabullendiği ve sahip çıktığı ortak büyük bir hedef… Bugün toplumun bir hedefi, bir gayesi yok. Oysa gemilerini karadan dağlardan yürütmek istediğini söyleyip hedef koyan Sultan Fatih, çağ açıp çağ kapatmıştı. Bu destanlaşmış fethin ve onun öncesinde binlerce yıllık nice destanlarımızın günümüz çağına uygun şekilde nasıl modernize edip ruhunu taşıyabileceğimize dair bazı öngörülerimi aktarmak isterim.
Sadece bölgesel değil, küresel ölçekte bilimsel, teknolojik ve kültürel bir liderlik hedefi koymalıyız. Millî menfaatler ve stratejik hedefler doğrultusunda enerji, teknoloji, yapay zeka ve uzay araştırmaları gibi birçok konuda iş birliği ve stratejik odaklanma gerçekleştirmemiz gerekiyor. Değişime adaptasyon ve dönüşüm yeteneği ile hızla gelişen dünya düzenine geleneklerimizden ve bizi biz yapan değerlerden kopmadan, gelişen teknolojileri, esnek ve dinamik bir yapıyla yeniden modernize etmemiz gerek.
Stratejik olarak düşünen, risk almayı teşvik eden, başarısızlıkları öğrenme fırsatı olarak gören mücadeleci bir kültür oluşturmalıyız. İmkânsız görünenin peşinden giden, cesur ve akılcı bir lider ruh anlayışını yeniden inşa etmeliyiz. Bu, topyekûn bir millî seferberlik ve ortak bir amaç etrafında kenetlenmeyle başarılabilir. Üniversiteler, STK’lar, özel sektör ve kamu iş birliğiyle “Millî Teknoloji” hamlesini hızlandırmalıyız. Gönüllülük esasıyla çalışan “inovasyon elçileri ve teknoloji gönüllüleri” gibi yapılar oluşturmalıyız.
Bütün bunların hayata geçmesi ve dinamik bir yapıya kavuşması için tarihini bilen, soydaşlarını ve ortak coğrafyalarını tanıyan, geçmişten günümüze başarı ve gücünün farkında olan bilinçli bir toplum oluşabilmesi için modern çağın gerektirdiği şartlarda yapılabilecekler arasında Türk kültürünü yansıtan teknoloji, eğitim ve sosyal yaşamda Türk kültürünü oluşturan mimari ve sosyal yaşam alanlarının oluşturulması; yapay zeka ve 3D destekli sanal gerçeklik zemininde oluşturulmuş dijital alanlarda tarihimize ışık tutan büyük şahsiyetlerin buluşlarını gençlerin deneyimleyebileceği ve detaylı tanıma fırsatı bulacakları, Türk kültürünü ve başarı öykülerini tecrübe edecekleri tematik kamp alanları oluşturmalıyız.
Bir toplumun geleceğe kararlı adımlarla yürümesi için güçlü bir toplumsal belleğe ve kimlik bilincine sahip olması şarttır. Bu sadece tarih kitaplarından ibaret değildir. Ortak değerleri, sembolleri, başarı öykülerini ve hikayeleri ve ortak hedefleri ile anlaşılabilir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan, tüm cihana eserler bırakan, hedefler koyan ve başaran bir milletin çocukları olduğumuzu çağa uygun hâle getirip anlaşılabilir bir dilde anlattığımız ve anlaşılmasını sağladığımız gün, tarih sahnesinde tüm dünyanın sayılı güçleri arasında yer alacağımız muhakkaktır. Vaad-i ilahi şarta tabidir. İlahi vaatler bile şarta tabi iken, şartları yerine getirmediğimiz, değişen çağa ayak uydurmadığımız, tarih bilmediğimiz, coğrafya bilmediğimiz ve kendi dilimizi bilmediğimiz bir karmaşa içerisinde toplumsal, tarihi bellek ve kimlik bilincimiz sağlam zeminlere oturtulamaz demektir.
Geçmişi 8. yüzyıla uzanan Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri), Türk tarihinin ve dilinin en önemli yazılı kaynaklarıdır. O yüzyılda kendi alfabesiyle yazılan bu yazıtlarda Türk Milletinin kendi törelerine bağlı kalarak bağımsızlığını koruması gerektiği vurgulanmıştır. Millî şuur ve bağımsızlığın, savaşların ve kazanılan zaferlerin, kahramanlıkların, devlet yöneticiliğinin, stratejik konuların, toplumsal yapı ve adaletin öneminin ayrıntılı bir şekilde anlatımı mevcuttur. Ayrıca, beylerin ve halkın devlete sadık kalmasının önemi sıkça belirtilir. “Töre” kavramı, Türk devletlerinin temelini oluşturan yazısız hukuk ve ahlak kuralları bütünüdür.
Şeyh Edebali, Osman Bey’e öğütlerinde “İnsanı yaşat ki Devlet Yaşasın” der. Devlet, bugün tüm kurumları ile kendisine bağlı olan yapıların tamamı ile birlikte, medeniyet ve insan inşası süreçlerinde STK ve özel sektör temsilcileri ve kamunun temsilcileri olan halkı da içine alan toplumun kanaat önderlerinin liderlik yaptığı ortak bir akılla, toplumun topyekûn gelişimi için ahlaki temelli bir yaşam felsefesini en güçlü şekilde tesis etmek hedefinde olmalıdır.
Devletin ve medeniyetin kalıcı olabilmesi için sadece askeri ve ekonomik gücün yeterli olmadığını, asıl gücün ahlaki değerlerden, adaletten, hoşgörüden ve ilimden geldiğini unutmamalıyız. Erdemli insan modeli; adil, şefkatli ve hoşgörülü insan modelidir. İnsanın kendi iç âleminde bir düzen tesis etmesi, eğitimle, etik değerlerle ve vicdanla donatılmasıyla mümkündür. Bilgiyle birlikte hikmetin, akılla birlikte kalbin ve şefkatin inşası esastır.
Günümüz insanına bakan yönüyle, her türlü bilginin sosyal medya yönüyle öğrenilmesi sonucu toplumun malumatının arttığı fakat hikmetinin artmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Hikmetimizin artmasının yolu; toplumsal gelişimin bireyin ahlaki gelişiminden geçtiğini bilmekten geçtiğine inanıyorum. İçerisinde bulunduğumuz bilgi çağında, bilime ve bilgiye yatırım yapmak, eleştirel düşünme ve empati becerilerini geliştirmek ve öğrenmeye açık olmak, bir medeniyetin kalkınması için hayati öneme sahiptir. İlim sadece teknik bilgi demek değildir. Aynı zamanda insanlık yararına ve insanca bilgelikle birleştiğinde gerçek değerini bulur.
Eğitim müfredatımızdan, eğiticilerin eğitimine kadar ve ailenin katılımını sağlayan yapılması gereken ne varsa en kısa sürede ve kapsamlı şekilde yapılmalı. Bu hedef de; sorumluluk sahibi, tarihini bilen ve bu bilinçten güç ve ilham alan, hoşgörüsüzlükten uzak, vicdanlı nesiller yetiştirmektir. Farklı siyasi ve toplumsal kesimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu amaca katkı sunacağı, tarihsel, kültürel, millî değerlerimizin ön planda olduğu medeniyet inşasını yeniden canlandırmak, daha güçlü, daha adil, daha köklerine bağlı bir toplum inşa etme yolculuğunda önemli ve büyük adımlar atmamıza yardımcı olacaktır.
.
Murat AKTAŞ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
















Comments are closed